Kaç zamandır aklımızda olanı gerçekleştirmenin verdiği mutluluk bir maske olmuştu yüzümüzde o akşam.
Kadıköy vapur iskelesinden Eminönü, oradan Galata köprüsü ve Fener motoru....
İlk durak yanlışlıkla Bulgar Kilisesini atlamak suretiyle, kıpkırmızı alımlılığı ile Fener Rum Lisesi idi. Tanrım (hangi tarafı tuttuğun önemli değil, biz tarafsızıs) bu nasıl güzel bir bina? Ve bu nasıl çelişki yumağı ve bilmem ama, nasıl bir can pazarı;o parmaklıklı pencerelerin ve göğe kadar uzanan duvarlarının üzerine çektirdiğin tel örgülerinle. Nasıl bir yitirmişlik duygusu peki? Nasıl da düşmüş ülkenin nice şehri, nice semti? Nasıl bir korku saldın ki içimize aykalarımız geri dönüverdi bir noktadan sonra; askılı bluzümüz, top sakalımız yüzünden; o yerleri süpüren kara çarşaf ve cüppelerin altından sırıtan spor ayakkabılı feadilerin mekanından.
Fener evlerini ve yokuşlarını da "kaçarayak" göz ucuyla inceliyoruz. İki sokak aşağı koşar adım gidip Balat sınırlarına ulaşmışken ve gördüğümüz korkunç manzarının etkisinden kurtulmaya çalışırken aklımıza geliveriyor Bulgar Kilisesini atladığmız ve geri dönüyoruz ama bu kez sahilden. Terk edilmiş, fakat ayakta durmayı başaran, ilginç bir yapı. Duyumlara göre ilk prefabrik mimari örneklerinden. Sonra ver elini Balat yeniden... Semtin sokaklarında dolaşıp, Ayazma Kilisesi ve bir iki kutsal mekan daha dolaşıp Pier Loti Kahvesine çıkmak üzere Feshane üzerinden geçerek, sıraya giriyoruz telfrikte. Veee son duraktayız. Güzel bir manzarının daha fotoğrafanı çekiyoruz (eski makinemizle, yenisini de servisten olumlu bir cevap alır umuduyla bekliyoruz).
Hmmm gerçekten hangisinin "tarihi" olduğunu çözemediğimiz kahvelerden birinde, daha önce içtiklerimizin en güzeli olan elma çayını yudumluyoruz manzaraya karşı. Sonra dönüş yolculuğu, ve kıtalar arası yolculuğun da akabinde Capitol'de eski alışkanlığımız olan mekanda akşam yemeği ve "Damadı Öpebilirsin" ile noktalıyoruz günümüzü...
Kadıköy vapur iskelesinden Eminönü, oradan Galata köprüsü ve Fener motoru....
İlk durak yanlışlıkla Bulgar Kilisesini atlamak suretiyle, kıpkırmızı alımlılığı ile Fener Rum Lisesi idi. Tanrım (hangi tarafı tuttuğun önemli değil, biz tarafsızıs) bu nasıl güzel bir bina? Ve bu nasıl çelişki yumağı ve bilmem ama, nasıl bir can pazarı;o parmaklıklı pencerelerin ve göğe kadar uzanan duvarlarının üzerine çektirdiğin tel örgülerinle. Nasıl bir yitirmişlik duygusu peki? Nasıl da düşmüş ülkenin nice şehri, nice semti? Nasıl bir korku saldın ki içimize aykalarımız geri dönüverdi bir noktadan sonra; askılı bluzümüz, top sakalımız yüzünden; o yerleri süpüren kara çarşaf ve cüppelerin altından sırıtan spor ayakkabılı feadilerin mekanından.
Fener evlerini ve yokuşlarını da "kaçarayak" göz ucuyla inceliyoruz. İki sokak aşağı koşar adım gidip Balat sınırlarına ulaşmışken ve gördüğümüz korkunç manzarının etkisinden kurtulmaya çalışırken aklımıza geliveriyor Bulgar Kilisesini atladığmız ve geri dönüyoruz ama bu kez sahilden. Terk edilmiş, fakat ayakta durmayı başaran, ilginç bir yapı. Duyumlara göre ilk prefabrik mimari örneklerinden. Sonra ver elini Balat yeniden... Semtin sokaklarında dolaşıp, Ayazma Kilisesi ve bir iki kutsal mekan daha dolaşıp Pier Loti Kahvesine çıkmak üzere Feshane üzerinden geçerek, sıraya giriyoruz telfrikte. Veee son duraktayız. Güzel bir manzarının daha fotoğrafanı çekiyoruz (eski makinemizle, yenisini de servisten olumlu bir cevap alır umuduyla bekliyoruz).
Hmmm gerçekten hangisinin "tarihi" olduğunu çözemediğimiz kahvelerden birinde, daha önce içtiklerimizin en güzeli olan elma çayını yudumluyoruz manzaraya karşı. Sonra dönüş yolculuğu, ve kıtalar arası yolculuğun da akabinde Capitol'de eski alışkanlığımız olan mekanda akşam yemeği ve "Damadı Öpebilirsin" ile noktalıyoruz günümüzü...

![]() |
| Slayt Show İçin Resme Tıklayınız |

1 yorum:
eh okadar haber verince bakmadan olmaz demek lazım, değilmi.. zaten kız kısmısı böyle yanına pğlan tayfa ve şürekasını yanına alınca fotoğraflar daha eğlenceli yerlerde olur ama bunlarda maşallah ne gğzel yapıtlar öyle. bizim evler okullar yanında kibrit kutusu kalır değilmi.. en çok ayakabılarınızı sevdim fotoğrafta. hımm yaratıcı bişiler sezdim vallahi.. sen şimdi kursa ümit besen ve sertap ereberden örovizyon galibi şarkıları öörenmeye gidiyonya bende sıkıcı bir cumartesi mabadımda bulunan bütün kasları otutraraktan yağa çevirecem. sonra sööleyemeyeceğim sitelere bakcam ( şaka şaka )..
senin ademoğlanı alda gel buralra bak burak birgün geldi yanındada bir zenit ( eski bişi ama orjinal ) çekti çekti gitti buralrı. hatta ben bile görmemiştim, onla gezdiğimiz yerleri. buraya gelsenize.. gerçekten .
mesala kolkola girip önümüze gelne bir tekme,arkamıza gelene bir tekme diye şarkı sööleriz , sonra sana ve burağa söz verdiğim yerlere gideriz.. ne biliim. buluruz bişiler :)
hadi şeker kendine ii bak.
Yorum Gönder